Make your own free website on Tripod.com


kayıplar sorunu

ani3.gif (15574 bytes)

Kayıplar konusu tartışılıyor
Kayıplar sorununun geçmişi


Kayıplar konusu tartışılıyor

  • Kıbrıs Rum kesimi son günlerde kayıplar konunda çıkan tartışmalarla çalkalanıyor.
  • Tartışmalar,  mezarlıklardan alınan kemik örneklerine DNA testi uygulanmasıyla alevlendi. Çünkü: Rum tarafının ortaya attığı kayıplar listesi gayri ciddi bir listeydi. Savaşta öldüğü, darbeciler tarafından öldürüldüğü, adayı terkettiği bilinen bir çok kişi kayıplar listesindedir. Hatta kayıplar listesinde yer alıp ta Rum kesiminde yaşadığı tespit edilen kişiler bile kayıplar listesinde yer almaktadır. Politis Gazetesi yazarlarından Andreas Paraskos, Rum kayıplar listesinin 572'nci sırasında adı geçen Andreas Mayas'la Palluryotissa'da görüşerek yaşadığını ispatlamıştır (6.6.1999- Kıbrıs Rum Basını- Konuyla ilgili haber 7.6.1999 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde de yayınlınmıştır.)
  • Paraskos, konuyla ilgili yazısında şu görüşleri dile getiriyor;
  • "Bir yandan Denktaş'tan, kayıplarımızın akibetini bize söylemesini talep ederken diğer yandan gözümüzün önünde bulunan ve mezar taşlarında meçhul asker veya meçhul vatandaş yazılı onlarca mezar bulunduğu halde, vicdanımız rahatsız olmadan 25 yıldır uyumaya devam ettik. Hal böyleyken samimiyetimiz konusunda dünyaya karşı nasıl inandırıcı olabiliriz?"
  • Andreas Paraskos, Rum tarafının ortaya attığı kayıplar listesinin gayri ciddi oluşunu göstermek için kayıplar listesinin önce 2500 kişilik olduğunu sonra da 1619'a indirildiğine dikkati çekiyor. Paraskos, kayıplar listesinin gizli tutulmasını da gayriciddiliğe örnek olarak gösteriyor.
  • Andreas Paraskos'un Haziran ayındaki bu tepkisinden 5 ay sonra çıkan haberler Rum Yönetiminin istismarcı yaklaşımını açıkça ortaya koydu. Bunun için son günlerde çıkan haber ve yorumlardan bir demet sunuyoruz:

Mahi; "Sadece biri kayıptı"

  • (03.11.1999) Geçtiğimiz aylarda Lakadamya Askeri Mezarlığı, Ay Konstantinu ve Eleni Mezarlığı'nda başlatılan kazılarda, "kayıplar" listesinde ismi bulunan 16 yaşındaki Zinonas Zinonos'un kimliği, kemiklerinde yapılan DNA testleri sonucu belirlendi.

Politis; "İkinci Kayıp Da Bulundu.. 8 Kişinin Kimliği Belirlendi.."

  • Zinonos'un en son 21 Temmuz 1974'de Küçük Kaymaklı-Yenişehir bölgesinde mobiletiyle Rum mevzilerine yiyecek, mermi ve su taşırken görüldüğünü yazan gazeteye göre, Zinonos'un annesine geçen pazartesi akşamı Rum yetkililerce bu konuda bilgi verildi.
  • Gazete, Zinonos'un annesinin "Türkler'in 16 yaşındaki bir çocuğu tutuklayıp öldürmelerinin mümkün olmadığını" defalarca söylediğine de dikkat çektikten sonra, sonuçta "oğlunun savaş alanında öldüğünün ispatlandığını" kaydetti. Gazete, Zinonos'u "büyük kahraman" olarak da niteledi.

Simerini; "Esrar Perdesine Işık. İlk kayıp belirlendi"

  • İlk Kayıp belirlendi.. Küçük Kaymaklılı 16 Yaşındaki Kahraman Öğrenci Zinonas Zinonos'tur.."
  • Gazeteye göre, kimliği belirlenen diğer 7 Rum, Barış Harekatı sırasında yaralanıp Rum Hastanesi'nde ölen kişilerdir.

Politis; "Kayıp Zinonos Alevler yaktı"

  • (04.11.1999) Kayıplar listesinde ismi bulunan, ancak Ay Konstantinu ve Eleni Mezarlığı'ndan çıkarılan kemiklere yapılan DNA testi sonucu Kıbrıs'ta gömülü olduğu anlaşılan Zinonas Zinonos (16) adlı Rum çocuğun kayıp olmadığının anlaşılması, yeni ateşler yaktı.
  • Cesur bir kişi olan Zinonos'un, 1974 savaşında Küçük Kaymaklı- Yenişehir bölgesinde korkusuzca ilk cepheye koştuğu yönündeki hikayesi halkta sarsıcı etkiler yarattı. Zinonos, cephede aslanlar gibi çarpışırken öldü.
  • 1974'de söz konusu bölgede bölük komutanı olan Haralambos Lottas, Zinonos için, "Onu kovuyordum. Tokatlama tehdidinde de bulundum, ancak o kaçmadı ve savaşarak öldü" dedi.

Haravgi; "Cenaze masrafları devlet tarafından karşılanacak

  • Rum Kayıp Yakınları Komitesi'nin açıklamasında "Zinonos örneği kayıpların akıbetinin belirlenmesi için bugün tüm imkanlar mevcuttur" denildi.
  • "Zinonos'un cenaze masrafları devlet tarafından karşılanacak"
  • Mihalis Mihail ve Savas Mihailides adlı iki RMMO askeri, Zinonos'un vurularak öldüğünü gördüklerini, ancak kayıp listesinde bulunduğunu bilmediklerni söylediler.

Politis; "Susmayacağız"

  • (04.11.1999, Andreas Paraskos)
  • Adı 25 yıldır kayıplar listesinde olan 16 yaşındaki öğrenci Zinonas Zinonos'un ölü olduğu, yapılan DNA testi sonunda, kimliği ile belirlendi. Gönüllü olarak koştuğu mevzide nasıl öldüğü silah arkadaşları tarafından açıklandı. Radio Proto'da Lazaros Mavros ona kahramanlara layık bir yayın atfetti. Silah arkadaşları da onun erdemlerini saydılar.
  • Zinonos için kısa sürede bunca bilgi toplanabildiğine göre, Kıbrıs trajedisi kayıplarının dosyaları hakkında aydınlatma yapılmasının ne olduğunu bir kez daha soruyoruz. Bu konu son derece önemlidir. İnsan Hakları Doktorları Dr. Hackard ve genetik uzmanı Dr. Kariolou önceki akşam düzenledikleri basın toplantısında, kayıp kişi için verilecek ayrıntılı bilgilerin genetik araştırmalar ve DNA testi sonuçlarının sağlıklı olması için ne kadar önemli olduğunun altını çizdiler.
  • 25 Yıldır her kayıp için toplandığı varsayılan bilgilerin incelenmesi ve eğer varsa eksikliklerin tamamlanması gerekmektedir. Kayıp 1619 kişi ile bilgileri sadece yakınlarının değil, bizlerin de öğrenmesi zamanı geldi.
  • Soruyoruz: Hükümet dosya içeriklerinden memnun mudur? Başsavcı son 20 yılda kayıp dosyalarına ilave edilenlerden tatmin olmuş mudur? Eğer memnunlarsa, iki uzman doktor dosyaların tamamlanması için neden sürekli çağrı yapmaktadırlar?
  • Gerçeklerin söylenmesi vakti geldi çattı. Gerçekler ne kadar acı olursa olsun açıklanmalıdır. Bazılarının ihmallerinin bedellerinin kayıp yakınlarına ödettirilmesine kesin bir son verilmelidir.
  • Son bir şey daha ilave etmek istiyorum. Eğer devlet bu konudaki görevini yerine getirmeyecekse bunu bize de açıklamalıdır. Biz duygusuz ve duyarsız kalacak değiliz. O itiraf etsin, biz de sessiz kalarak itiraf ettiği suçunun üstüne gitmeyelim.

Politis; "Kayıpların sayısı 1618'e indi"

  • (04.11.1999, Hristalla Hacıdimitriu)
  • Şimdi son ümit de yitiyor. Mantık için aslında yapılması gereken buydu. Kayıp yakınlarının gerçeği, yakınlarının hayatta olmadığını öğrenmeleri En uygunuydu. 25 Yıl önce ölen yakınlarının defin işleri törenle yerine getirilir ve nihayet onun dönmesini beklemeye son verilirdi. Onu anacakları bir kabir olurdu. Mantık olarak en doğru yol buydu. Bazı duygular düzene girer, yaralar kapanırdı.
  • 25 yıl onu beklemek ve ümit etmekle geçmiştir. 25 yıl boyunca çeşitli fısıltı ve söylentilerle Türkiye'de hayatta bulunan kayıp kişiler olduğu ileri sürüldü. Onlarla bazı kişiler güya karşılaşmışlardı. Kayıp yakınları onlar arasında kendi yakınlarının da bulunabileceği ümidini besleyerek 25 süreyle beklediler. Ama sonuçta beklentilerin boşuna, ümitlerin de beyhude olduğunu nasıl kabul edersiniz?
  • Şimdi bir kayıp dul eşi veya kayıp annesi çalınan kapısını hangi cesaretle açacaktır? O nedenle bu günlerde her kapı çalınışında nefesler tutulmaktadır. Uzun zamandır merak, hatta üzüntü ile 'acaba sevgilime ne oldu?' veya 'Evladımın başına ne geldi?' diye soruyorlardı. Şimdi bu haberi nasıl karşılar, nasıl kabul edersiniz? Çünkü bu artık tüm ümitleri bir anda yok edecektir.
  • Karalara bürünmüş bir anne kayıptaki evladının öldüğünü öğrenince onun fotoğrafını elinde taşımayacak, duvarda uygun bir yere asacaktır. Kayıplarla ilgili gösteri ve eylemlerde dönüp dolaşmayacaktır. Evladının kaderinin ne olduğunu şuna buna sorarak öğrenmeye çalışmayacaktır. 1619 olan kayıplar azalıyor, buna karşılık ölü sayısı kabarıyor. Anneler barikatları terkediyorlar; artık ümitle bekledikleri hayatta değildir.

Alithia; "Kayıp Zinonos olayı"

  • (05.11.1999) Sözcü Mihalis Papapetru, "kayıp" olmasına rağmen gömülü olduğu saptanan Zinonas Zinonos (16)'la ilgili olarak, "kayıp Zinonos'un ölümü sırasında bazılarının orada bulunması ve akıbetinin ancak 25 yıl sonraaçıklanmasına hayret ettiğini" belirtti.
  • Sözcü "Zinonos'un özgür bölgelerde bulunması sarsıcıdır" dedi ve şöyle devam etti: "Konunun insancıl yönü yanında siyasi yönü de bulunuyor. Çünkü diğer tarafa tamamen gereksiz yere, kayıpların akibetinin belirlenmesi çabalarının altını oyması için kanıt veriyoruz"
  • Zinonos'un cenaze töreni 14 Kasım Pazar günü yapılacak

Politis; "Rezil olmamız eksiksiz gerçekleşecektir"

  • (05.11.1999, Andreas Paraskos): Hükümet Sözcüsü, Zinonas Zinonos'un ölüsünün özgür bölgelerde mi ele geçtiğine sorusu üzerine, 'Bu mesele sarsıntı yaratmaktadır' dedi. Çünkü bu, insani konuya indirilmiş bir darbe olduğu gibi, bu ülke hükümetlerinin aradan 25 yıl geçmesine rağmen bu konuda herhangi bir karar alamadığını göster- mektedir.
  • Hükümetin bunca yıldır herhangi bir karar alamamasının cevabı vardır. Çünkü bugüne kadar işlenen bir suçun ortağı oldular. Zira kayıplar dosyaları diye bildirilen, ancak bunları ısrarla kapalı tutan ve inatla açmayarak gerçekleri saklayan kişileri biliyorlardı. Ölü olanlar için düzenlenen dosyaları imzalayan, sonra da işbaşına gelen hükümetlere gerçekleri açıklamamaları için baskı kuranlar belli kişilerdir.
  • Bunlar 20 yılı aşkın bir zamandan beri ya Kayıplar Komitesi ya da Kayıplar Hizmetleri Dairesi önde gelenleridir. Bunlar, üzerlerine düşen görevi yerine getirmediler ve dosyalarda bulunan kanıt ve belgeleri yokettiler.
  • Şimdi Hükümet Sözcüsüne soruyorum: Bay Papapetru, acaba neden birkaç ay öncesine kadar kayıp dosyalarını gizli (ki belki bugün de gizli tutulmaktadırlar) tuttunuz? Biz bu dosyaların listesini ta 1995 yılında talep etmiş ve gizli oldukları cevabını almıştık. Klerides Hükümetinin sözcüsü de aynı tavrı takınmıştı. Ama bu listeyi iletilmiş olduğu bir Avrupa Kurumundan elde ettik ve incelediğimiz zaman yanlışlıklarla dolu olduğunu saptadık.
  • Kayıplar Hizmetleri Dairesinin yıllar boyunca dinlediği kişilerden aldığı ifadeler ne oldu? Yoksa bunlar harcırah alınması için kullanıldıklarının kanıtı mıdır? Eğer işler bu noktaya vardırılmışsa, bir skandal var demektir.
  • Biz dört yıl önce (Selides Dergisinde) 1619 kayıp kişinin listesini, 1974'ten sonra ilk kez, kendi imzamızla yayınladığımız zaman onlarca telefon almış ve yayınladığımız listede 'falan şahıs kayıp değil, ölüdür; kendisini filan yere defnettik' şeklinde ikaz edilmiştik. İsimler, demeç- ler ve kanıtlar da yazmıştık.
  • Sonuçta bize, (Mahallenin namusunun kurtarılması babında) ihtarlarda bulunuldu. İşlenen bu adi suçun sanıklarının avukatlarından ihtar aldık. Ama yayınladığımız isimler işte bugün sizleri hayrette bırakan ve sarsan isimlerdi.
  • Kuşkusuz bize ihtarda bulunanlar işi mahkemelere kadar vardırmadılar. Peki ama o zaman hükümet nerede idi? O zaman Savcılık ne yapıyordu? Meclis nelerle meşgul oluyordu?....
  • Peki ama kayıpların listesi 1974 yılından itibaren kiliselerde, okullarda ve her yolun bir köşesinde asılı ve halkın incelemesine açık tutulacağı- na, gizli saklı bırakılarak gerçek nasıl öğrenilecekti.
  • Listeler asılmış olsaydı herkes öğrenecek, kayıp gösterilen kişi hakkında bilgisi olan da ilgili makama giderek bildiklerini açıklayacak- tı. Örneğin, Haralambos Lottas listede Küçük Kaymaklı sakini Zinonas Zinonos'un da kayıp gösterildiğini daha önce öğrenmiş olsaydı, önceki gün açıkladıklarını çok daha önceden belirtecekti. Aynı şeyi Zinonos'un silah arkadaşları da kayıp gösterildiğini fark etmiş olsalardı, gerçeği çoktan açıklayacaklardı.
  • Halbuki Zinonas Zinonos'un dosyasında 'askeri üniformalı vaziyette Türkler tarafında tutuklandı' ibaresi yazılıdır. Bay Papapetru, aradan 25 yıl geçtikten sonra 'sarsıntı geçirmek' ve 'hayrette kaldığımızı' söylemek durumlarına düştük. Kemiklerin çıkartılması ve DNA testleriyle sonuçların açıklanması sürdükçe sizi temin ederim ki sizin sarsıntılarınız kadar bizler de (Kim bilir? Belki de rezil bile olacağız) sarsılacağız.

Fileleftheros; "Dosyayı mı mezarını mı?"

  • (05.11.1999, 'İON' rumuzlu -Anthos Likavgis- yorumdan):
  • Kıbrıs Dosyasının mutlaka açılması gerekecektir. Böylece her kim suçluysa cezasını çekecektir. Ama dosyanın ardına kadar açılması gerekecektir. İhanetin öncesi, süreci ve sonrasında her kim suç işlemişse cezasını eksiksiz çeksin.
  • Ancak biz, bu dosyanın şimdi açılması gerektiğini düşünmüyoruz. Kapımızı taksimin çaldığı ve başımıza bir de Türk Cumhurbaşkanı getirilmek istendiği sırada bu usulü çalıştıracak olursak, gerçekten her şeye layık olduğumuzu kanıtlamış olacağız. Zira sadece dosyayı açmakla kalmayacak, mezarımızı da kazmış olacağız. Ama bu durum aklımıza şunu getirmektedir. Avare papaz canlıları da gömer."

(yukarı)

 

Kayıplar sorununun geçmişi

  • Kıbrıs sorununda gündemde olan konulardan birisi de "kayıplar" konusudur.
    Kayıplar, Rum Yönetimi'nin, Kıbrıs Türklerini ve Türkiye'yi uluslararası arenada yalnız bırakmak üzere kullandığı propaganda materyallerinden biridir. Aslında bu gerçek, 1977 yılında, bizzat Makarios tarafından itiraf edilmiştir.
    Denktaş ile Makarios arasında, 27 Ocak-12 Şubat 1977 tarihleri arasında gerçekleştirilen zirvede, Denktaş'ın,"Kayıp ailelerine gerçeği söyleyiniz. Niye propagandayı gerçeklere tercih ediyorsunuz" sözleri üzerine Makarios;"Bana propagandadan başka silah bırakmadınız" sözleriyle cevap verir.
    Makarios'un bu itirafına rağmen, yürütülen yoğun propaganda sonucu Kayıp kişilerin akibetini araştırmak üzere, 1981 yılında, üçlü bir komite kuruldu. Üçlü komitede bir Türk (Rüstem Tatar), bir Rum (Leandros Zahariades) ve Birleşmiş Milletler Temsilcisi (Paul Wourth)(1996 yılında görevinden ayrıldı) görev yap
    tı.
    Teoriye göre, taraflar, komiteye kayıp listesi ve kayıp iddialarıyla ilgili belgeleri teslim edecek, komite de, elindeki bilgi ve belgeler ışığında, karşı tarafta arama yaparak kayıpların ölü mü yoksa sağ mı olduğunu belirleyerek kayıp ailelerine durum hakkında bilgi verecekti. Ancak Rum Yönetimi'nin tutumu nedeniyle, bu teorik çalışma hiçbir zaman gerçekleştirilemedi ve Yeşil Hat üzerindeki Ledra Palas'ta komite toplantıları ile yetinildi.
    Kayıplardan söz edilirken, özellikle 1963-1974 olmak üzere, Kıbrıs Türklerinin kayıpları ile, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasındaki Rum kayıplar kastedilmek- tedir. Ancak Rum Yönetimi, bu konuyu da, propaganda amacıyla kullanmayı başarmıştır.(*) "Ulusal Konuları Tanıtma Merkezi" adıyla oluşturulan örgüt, "kayıplar" sorununu enternasyonalize etmek için, ada dışında yaşayan Rumlar da dahil tüm g
    üçleri seferber ederek çalışmış, bu amaçla imza kampanyaları bile düzenlemiştir.
    Özellikle insani konuları kullanarak Türkiye'yi uluslararası forumlarda sıkıştırma yöntemini kullanan Kıbrıs Rum Yönetimi, 15 Temmuz 1974 Nikos Sampson Darbesi ve bu darbe sonrası çıkan çatışmalarda ölen ve kaybolan Rumları da, "İstila sonucu kaybolanlar" listelerine dahil etmekte hiçbir mahzur görmemiştir. (Rum Yönetimi'nin bu propaganda çalışmaları sonucunda Amerikan kongresi, Rum asıllı beş vatandaşının akıbetini araştırmak
    üzere, biri Lefkoşe'nin Rum kesimi, diğeri de Washington'da olmak üzere iki büro açar. Amerika Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin görevlendirdiği insanlar bu bürolara gelerek, paralı ilanlarla kayıpları aradılar.)(**)
    Lefkoşe Mezarları papazı Papatsestos'un itirafları, Akel Genel Sekreteri'nin açıklamaları, sanki hiç yapılmamış gibi; darbe sırasında ölen Rumlar da, Barış Harekatı kayıpları listelerine konulmuş, sonra da gerçeğin ortaya çıkmasını önlemek için Kayıpları araştırma komitesinin çalışması sürekli engellenmiştir.
    22 Ocak 1996 tarihli Rum basın haberlerine göre, Komitede Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri adına görev yapan Kızılhaç Temsilcisi Paul Wourth görevinden ayrılma kararı almış ve bu kararını Rum Yönetimi Lideri Glafkos Klerides'e iletmiştir. Rum Yönetimi Lideri Glafkos Klerides'in partisi DİSİ yanlısı Alithia Gazetesi konu ile ilgili olarak şu satırlara yer vermektedir:
    "Wourth, Kıbrıs'ta bulunduğu süre içerisinde başta Kayıp Yakınlarıyla Ulusal Dayanışma Komitesi Başkanı İkonomos Hristoforos'un saldırısı olmak üzere pek çok saldırıya maruz kaldı. BM bu saldırılardan rahatsız oldu.
    BM, Wourth'un yerine başka birisini atamayarak kayıp akibetlerinin araştırılması konusunda durgunluğa sebep olabilir veya kayıplar konusunda Wourth kadar bilgili olmayan bir başka şahsı atayarak komitenin işlevini azaltabilir."
    Alithia Gazetesi, Wourth'un gidişinden rahatsız olmaktadır ama bir gerçeği daha açıklamaktadır. Alithia'nın haberine göre, Klerides, seçildiği yıl olan 1993 yılında BM Genel Sekreteri'ne bir mektup göndererek Wourth'un kayıp yakınlarının güvenini kazanamadığını öne sürer ve Wourth'un görevinden alınmasını ister.
    1994 yılı kayıpları araştırmakla görevli komite bu baskı ile çalışmasına devam eder. Rum Yönetiminin komite üzerindeki bu baskısı, Rum basınıyla da desteklenmiştir. Hemen her hafta bir haber, bir iddia, bir saldırı ile konu sürekli gündemde tutulur. 1995 yılı sonuna gelindiğinde, Üçlü kayıplar komitesindeki Kızılhaç temsilcisinin ısrarları
    üzerine Rum tarafı sıkışır. Rum Başsavcı, İncelediği 487 kayıp dosyasından 220'sini zayıf olarak nitelendirir. Yine dosyada ismi geçenlerden 89'unun da ölü olduğunun kanıtlandığını açıklar (30 Eylül tarihli Rum basınından)
    28 Ekim tarihli Simerini Gazetesinin haberine göre ise; Omorfo (Güzelyurt) Rum Kültür Kolu bir basın toplantısı düzenleyerek 1619 kişilik kayıp şahıs listesinde yer alan Kostakis Kentonis adlı Rum'un mezarının, Yunan askeri mezarlığında bulunduğunu, hatta ailesince mezar başında dini tören yapıldığını, buna rağmen Kentonis'in isminin kayıplar listesine konulduğunu açıklar.
    Rum Yönetimi Lideri Glafkos Klerides, 21 Ekim'de New York'ta bir açıklama yaparak 300 kayıbın ölü olduğunun kanıtlandığını söyler, ancak 26 Ekim'de adaya dönüşünde sayıyı 69'a düşürmüştür. Çünkü kayıplar konusu Rum kesiminde bir seçim malzemesidir ve 1996 Milletvekilliği seçimlerinin yaklaştığı bir ortamda itirafların durması ve konunun tekrar uluslararası kuruluşların gündemine getirilmesi gerekmektedir. Ancak inceleme
    konusu 1994 yılı ile sınırlı olduğu için bu bölümde 1994 yılında Rum basınında kayıplar konusunda çıkan haberlerden bir demet hazırlanmıştır.
    (*)Kendi kayıpları için uluslararası alanda büyük bir propaganda kampanyası yürüten Rum Yönetimi, Türk kayıplarına aynı özeni göstermemektedir Bu konuyla yakından ilgili son olay 1996 yılı başlarında meydana gelir. Olay şöyle:
    24 Ocak 1996 tarihinde, Erenköy(Dillirga) bölgesinde yapılan bir kazı çalışması sırasında bir iskelet bulunur. Rum basın haberlerine göre, iskelet iri yapılı birine aittir. Yaklaşık 40 santim derinlikte gömülü bulunan iskeletin, yaklaşık 30 yıl önce, başına sert bir cisimle vurularak öldürüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak ertesi gün yapılan bir açıklama ile, iskeletin, başına vurularak öldürüldüğü
    haberi yalanlanır. Ölenin olduğu tarihlerde bölgede "kayıp" ihbarı da yapılmadığı belirtilerek iskelet bulunduğu yere tekrar gömülür.
    Rum Yönetiminin tavrındaki çelişki, iskeletin bulunuş biçiminden başlar: Normal olarak bir metreden daha derine gömülen cesedin iskeleti 40 santim derinliğinde bir bölgeden çıkmaz. İlk günkü haberde, cesedin başına vurularak öldüğünün anlaşıldığı açıklanmasına rağmen, sonradan bu yalanlanır. Üçüncü olarak, İskeletin 30 yıl kadar önce ölen birine ait olduğu ve o tarihlerde kayıp ihbarının yapılmadığı söylenerek iskelet bulunduğu yere tekrar gömülür. Halbuki, o tarihlerde, iki mücahitin kaybolduğu açıklanmıştır. Konuyla ilgili olarak 2 Şubat 1996 tarihinde Tak Ajans bültenlerinde bir haber yer alır. Habere göre; Alper Lütfioğlu
    adlı yurttaş, Rum kesiminde bulunan iskeletin, büyük bir olasılıkla, Erenköy'den Lefke'ye gitmekte olan babası Lütfi Celul ya da arkadaşı Saydam Hüsnü'ye ait olduğunu belirterek, iskelet üzerinde inceleme yapılması için uluslararası örgütlere çağrıda bulunur.
    Lütfioğlu, iskelet bulunması ile ilgili haberlere dikkat çekerken, 1974 sonrası bulunan ve Dillirga yöresindeki Mosfili köyünde öğretmenlik yapan EOKA'cı Yorgos Lukas'a ait ait olan hatıra defterinin bir bölümünü de basına açıkladı:
    "1.1.1964: Pirgo'ya vardık. Oradaki Çınar Kahvehanesinde (Avrami'nin kahvehanesi) Muzuri, Pari, Kitso, Polidoro ve Çavuş Kipro(Polis çavuşu) kahvaltı yapmaktadır ve Muzuri der ki,'Karabatak' geldi (baba Lütfi Celul'a, karayağız bir insan olduğu için, bölge insanları Karabardak diye çağırırlardı ve Rumların dili dönmediği için karabatak derlerdi) Evet şimdi geçiyor. Kipro, kalk koş. Koş bre muzuri. O (Kipro çavuş) kendisini serbest bırakacak. Pari ile birlikte o da kalkar. (Buradaki o belirsiz gibi) Karabatak yakalanır. Mezarlığa götürülür. Orada öldürülür. Merkez'in emri idi. (Merkez dönemin İçişleri Bakanı Yorgacis'in EOKA kod adı). Pirgo'daki örgüt merkezine yürüdüm. Orada Strati ve diğerlerini ateşte ısınırken buldum. Muzuris de geldi. Şapkası kanlar içindeydi."
    Lütfioğlu, Yorgos Lukas'ın hatıra defterinin babasının öldürülüşünün itirafı olduğunu belirterek uluslararası Af örgütüne başvuruda bulunduğunu, Otonom kayıplar komitesine konuyu ilettiğini, komitenin kendisine bilgi vereceği sözüne rağmen şimdiye kadar hiçbir sonuç al
    amadıklarını söyledi.
    Evet Rum yönetimi, kendi kayıpları için uluslararası alanda büyük bir kampanya yürütüyor. Kayıplar konusunu, uluslararası kuruluşların gündemine yeniden sokmak için çaba harcayan Rum yönetimi, Türklerin kayıpları ile ilgili olarak ortaya çıkan bir gelişmeyi ise es geçiyor.
    Rum Kayıp Yakınları Komitesi, kendi kayıp dosyaları ile ilgili bilgilerin araştırılmasının yetmeyeceği; kayıplarının ölüm haberinin verilmesi halinde, mezarlarının açılması, kemiklerinin kendilerine verilmesini isterken, Türk kayıplarıyla ilgili bir iskelet konusu ise duymazlığa getiriliyor.

    (**)1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında kaybolduğu iddia edilen Rum asıllı beş Amerikan vatandaşının akibetinin araştırılması için ABD Kongresi tarafından görevlendirilen Büyükelçi Robert Dillon başkanlığındaki heyet, 31 Mayıs 1995 tarihinde, KKTC'ne gelir. Heyet, Kıbrıs merkez olmak üzere, Atina ve Cenevre'de temaslarda bulunur. Sonra Kıbrıs'a tekrar döner ve gazetelere paralı ilanlar vererek kayıpları aramaya başlar. Aslında yapılan iş, kayıp aramak değil, halk deyişiyle, bir kaç kişiye bol paralı, bol gezili bir iş uydurmaktır. Çünkü: Heyet üyelerinin adaya gelmesinden çok önce bir haber çıkmıştı. Kıbrıs Türk basınında da çıkan habere göre, kayıp olduğu iddia edilen Hristos Savvas ile Sokratis Yeorgiu, 1974 yılından çok önce ölmüşler. Ancak bu iki kişinin Amerika'da kazandığı emeklilik hakkını alabilmek için, bu iki kişinin ölümü, Lefkoşe'deki Amerikan elçiliğine bildirilmiyor ve ölenlerin maaş çeklerinin alınmasına devam ediliyor. Yani ortada bir sahtekarlık var. Nitekim 1996 Şubat'ında çıkan haberlere göre, böylesi sahtekarlık ne ilk ne de son. Çünkü haberlere göre; Rumlar ölenlerin pasaportlarını İranlılar ile araplara satıyorlar. Kimliklerini ise sahte çek ve senet bozdurma işlerinde kullanıyorlar.
    Yine kayıp olduğu iddia edilen Kiryaku Leondiği, 1960 yılında Kıbrıs'a dönmüş ama 1968 yılından sonra Amerikan Konsolosluğuna hiç uğramamış. Yani 1968 ile 1974 arasında da kendisinden haber alınamamış. Andreas Zavlaris ise 1974 sonrası Amerika'ya geri dönmüş.

    "KAYIPLAR İÇİN İMZA KAMPANYASI"
    Temsilciler Meclisi'nde Rum kayıplar için milletvekillerince, bugün, bir imza kampanyası başlatılacak.
    Liana Pateras'ın başkanı olduğu "Ulusal Konuları Tanıtma Merkezi'nin" girişimi ile düzenlenmekte olan etkinliğin amacı, uluslararası camiayı, kayıplar konusunda daha duyarlı kılma amacı taşıyor.
    Etkinliğin örgütlenmesi ve yapılmasında Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Aleksis Galanos önemli rol oynadı. Kayıplar konusunda Güney Kıbrıs, Yunanistan ve dünyanın dört bir yanında olan Rum ve Yunanlılar'dan imza toplanacak. İmza kampanyası, sorunun başladığı yer olan Kıbrıs'tan başlayacak. Saat 16.00'da başlayacak etkinliğe Rum ve uluslararası basın yayın kuruluşlarınca izlenecek. Benzeri etkinlikler, Yunan
    istan, ABD, Kanada, Avustralya ve diğer yerlerde başlayacak. 12.5.1994, Simerini'den, (TAK)
    "TÜRK ASKERİN KAYIPLARLA İLGİLİ ŞOK İTİRAFI"

    "Kayıplarımız yaşıyorlar mı? Bu hayati soruya, gazeteniz SİMERİNİ tarafından ele geçirilen önemli belgeler ve sarsıcı bilgiler cevap verici niteliktedir. Bu bilgilere göre, 1986 yılına kadar, Türkiye'nin belli bir bölgesinde hayatta oldukları görülen kayıp Rumların varolduğu söylenebilir. Bu kayıplarımız bir askeri kamp içerisinde görüldü
    . Bu bilgiler, bir süre önce Rum KİP mensupları tarafından sorguya çekilen bir Türk askerince de doğrulandı. Bu bilgileri, bilinen nedenlerle, adları ve yerleri çıkartmak suretiyle, sırasıyla veriyoruz.
    Bir Türk kaynağından son zamanlarda Kıbrıs Rum Makamlarına bilgi iletildi. Buna göre, Türkiye'de bir askeri kampta (yeri bizde mahfuz) 1974 yılından beri tutulan Rum Kayıplarının bulunduğu anlaşılıyordu. Bu bilgilerin araştırılması için bir operasyon ortamında Türkiye'ye heyet gönderildi. Maksat alınan bilg
    ilerin doğruluğunun araştırılması ve saptanmasıydı. Heyet üyeleri Türkiye'ye gitti. Söz konusu askeri kampta hizmet gören askeri buldu. Söz konusu asker bugün ne olduğunu bilmediği bazı kayıp Rumların bu kampta 1982-86 yılları arasında tutulduklarını açıkladı. Bu Rumlardan birinin tatuaz (dövme) yaptırdığını, ikincisinin de bir gözünün ama olduğunu bildirdi. Bu bilgilerden sonra söz konusu kampa gidildiyse de son derecede sıkı güvenlik önlemleri bulunduğundan, kampa girmek mümkün olamadı... Şurasını belirtmek gerekiyor: Söz konusu Türk askeri, kendisine gösterilen 1,619 kişilik Rum Kayıplar Listesinden bazı isimleri tespit ederek 1986 yılına kadar bunları hayatta gördüğünü ifade etti. Gözlerinden biri ama olan Rum askerine gelince olayın ya Kıbrıs'ta tutuklanması öncesindeki olaylarda ya da tutukluluk süresince maruz kaldığı muameleler sonucu körleşmiş olabileceği kanaatine varıldı. 27.6.1994, Simerini, Antonis Markidis imzalı haberden, (BYE)
    "KAYIPLARLA İLGİLİ YENİ BİR İDDİA"

    İzmir bölgesinde bir kentte (ismini vermiyor) Türkler'le evlendirilmiş Rum kızları bulunduğu iddia ediliyor ve bu kızlardan biriyle Yunanlı bir tüccarın 1987'de görüştüğü savunuluyor.
    Yunanlı tüccar, soğutma techizatlı tırlarla İtalya'ya taze sebze ihracı için bir Türk şirketi ile anlaşmaya gitmişti. Tüccarın kaldığı otelin yanında, turistik hatıra eşyası satan bir dükkan vardı. Dükkanın sahibinin eşi, Kıbrıslı bir Rum kızıdır. Yunanlı tüccar bu kızla görüştü, kendisiyle Rumca konuştu. Kızın tüccara verdiği bilgiye göre, Kıbrıs'ın istilasında
    n hemen sonra, Türkler'in kendisini Türkiye'ye getirdiklerini, o zaman yaşının çok küçük olduğunu, 17 yaşına gelince ise bugünkü kocasıyla evlendirdiklerini anlattı. Kızın şimdi 2 çocuğu vardır. Biri kız biri oğlan. 1987'de oğlan 6 yaşındaydı, kız ise 4 yaşında. Bu kız, Yunanlı tüccara, aynı bölgede başka Kıbrıslı Rum kızların da bulunduğunu söyledi." 10.7.1994, Simerini'den, (BYE)
    "RUM KAYIPLAR KONUSU"

    Rum siyasi parti liderleri Logos TV'since düzenlenen açık oturumda, kayıplar konusunda tartıştılar.
    DİSİ Başkanı Yannakis Matsis, konuyu Avrupa Konseyi Hukuk Komitesi gündemine getirdiğini ve yer alan görüşmeden sonra komitenin Rum kayıplar hakkında Türkiye'de araştırma yapacak bir komite oluşturmaya karar verdiğini söyledi. Matsis, ancak bu girişimin Rum Ulusal Konseyi'nce önlendiğini söyledi. Söyleşiye katılan Rum Yönetimi eski başkanlarından Yorgo Vasiliu bu konudaki kararın Rum Ulusal Konseyi'nce alındığını belirtti.
    DİKO Meclis Grup Başkan Vekili Tasos Papadopulos kayıpların hayatta bulunduğuna ilişkin Rum makamlarına ulaşan birçok bilginin doğru olmadığını bildiğini anlattı.

    AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin işbirliği yapması durumunda alınan bilgilerin araştırılması ve canlı kayıplar bulunmasının zor olduğunu söyledi.
    Liberaller Partisi Başkanı Nikos Rolandis ise birçok yabancının kendilerine, canlı kayıp aramakla zaman kaybetmekte olduklarını söylediğini ve söylemeye devam ettiklerini belirtti. 15.7.1994, Simerini, (TAK)
    "SADECE ŞARLATAN DEĞİLLERMİŞ"

    Eğer aradan 20 yıl geçtiği halde Rumlar olarak biz de Kıbrıs'lı Türk öldürdüğümüzü itiraf edecek ve bu konudaki şikâyetlerin doğrulanma ya da yalanlanmasının imkan dahiline girmesine izin verilmesini göze alabilecek medeni cesareti kazanamamışsak vay halimize.. Zira bu durum, Kıbrıs sorununun siyasi, göçmenler, kayıplar ve mahsurlar gibi yönlerinden herhangi birini neden çözüme kavuşturamadığımızın ve bu kafayla gidersek gelecekte de bir çözüm bulamayacağımızın nedenlerini ortaya koymuş oluyor......
    Türk kayıpları iddiasını araştırmak isteyenlere izin vermeyecek olursak dış dünyaya `İşte görüyor musunuz? Türkler iddialarında haklılarmış ki Rumlar bizim araştırma yapmamıza izin vermiyorlar' izleniminin hakim olmasına yol açacacak değil miyiz? Her ne kadar düzeyimizi biliyorsam da bu kadar basit bir konuyu idrak edeceklerine inanıyorduk. Ancak bu da boş çıktı ve ne kadar gafil olduğum da anlaşıldı. 21.7.1994, Alithia, Pampos Haralambus imzalı yorumdaın, (BYE)
    "KAYIPLAR KONUSUNDA FİLM"

    Rum kayıpları konu alan 12 bölümlük bir dizi hazırlanacak. Baf'ta, dün, yapılan bir toplantıda, film hakkında bilgi verildi. Verilen bilgiye göre, Rum ve Yunan film yapımcıları işbirliği yaparak, "kayıbın dönüşü" konulu 12 bölümlü
    k bir dizi hazırlayacaklar. Filmde, Türkiye'nin derinliklerinde bulunduğu iddia edilen kayıp bir Rum'un özgürlüğe ulaşana kadar geçirdiği insanlık dışı olaylar sahnelenecek. Verilen bilgiye göre, filmde kullanılacak lisan Rumca ve Türkçe olacak, filmin Türkçe kullanılan bölümlerinde İngilizce alt yazılar kullanılacak. 10.9.1994, Fileleftheros'tan, (BYE)
    "KAYIPLAR İÇİN ANIT"

    Kayıplar için bir anıt yaptırılması düşünülüyor. Tasarlanan anıt bir kilise şeklinde olacak ve kilisenin duvarlarına 1619 kayıp Rum'un isimleri altın kaplamalı harflerle yazılacak. Kayıplar için böyle bir anıtın yaptırılacağı 15 Ekim'de Lefkoşa bölgesi kayıp yakınlarının yapacağı toplantıda ilan edilecek.
    Papaz İkonomos Hristoforos'un başında bulunduğu Ulusal Kayıplar Komitesi, 15 Ekim toplantısının düzenleyicisi. İkonomos Hristoforos dün verdiği demeçte, bu toplantıda önemli açıklamalar yapılacağını ve şikayetlerin dile getirileceğini söyledi. Hristoforos, Karma Araştırma Komitesi'nin 11 yıldan beri hiçbir iş bitiremediğini ve iflas etmiş bir komite olduğunu yineledi ve kayıpların akıbetinin saptanması için daha etkili yollar denenmesi
    zamanının geldiğini vurguladı. 10.10.1994, Haravgi'den, (BYE)
    "RUM KAYIPLAR KONUSUNDA SUÇLAMALAR"

    Rum İnsancıl Konular Görevlisi Leandros Zahariades ile Rum kayıplar konusundaki Ulusal Komite Başkanı İkonomos Hristoforos, dün, Radyo Proto'da yer alan bir söyleşide birbirlerine karşılıklı suçlamalar yönelttiler.
    Zahariades, İkonomos Hristoforos'a sert eleştiriler yönelterek, dini istismar ettiğini ve kayıplar konusunu kullanarak gerçeği ayaklar altına aldığını ve bu amaçla yalancı şahitler seferber ettiğini öne sürdü.
    İkonomos Hristoforos ise, Zahariades'i mason olarak niteledi ve onun Tanrı'ya ve Meryem Ana'ya inanmayan birisi olduğunu öne sürdü ve "Eğer kayıplar için kilisede etkinlik yapmazsak sinemada mı yapacağız?" sorusunu sordu.

    "KAYIPLAR KONUSU"
    Pan kıbrıs Kayıplar Mücadele Komitesi adıyla yeni oluşturulan heyet Başkanı İkonomos HRİSTOFOROS, kayıplarla ilgili olarak sözcü Yannakis Kasulidis'in söylediklerinden vazgeçmemesi durumunda, ellerinde bulunan mektupları yayınlayacağını bildirdi. Hristofos'a göre, bu mektuplarda Kayıplar Komitesi ve GKRY arasında imzalanan anlaşma metinleri de bulunuyor.
    Hristoforos'u, sözünü ettiği bu mektupları yayınlamaktan alıkoyan nedir? Hristoforos şimdiye kadar bu denli düşünceli davrandığını kanıtlayacak herhangi bir örnek vermedi. Zira, Hristoforos'un sicili gerçeklerin saptırılması ve olayların tersyüz edilerek takdimi örnekleriyle doludur. Bunlar da kendisini teşhir edecek şeylerdir. Hristoforos için bazı şeyleri açık ve seçik konuşacağız. Şöyle ki, bu halkın ve özelli
    kle kayıp yakın ve akrabalarının da artık istismar edilmesi ve eğlence konusu olmasına bir son verelim. Kayıplar konusu Hristoforos'u meşgul eden tek konu değildir. Din adamı olan Hristoforos'un, 20 yıllık süreç içerisinde, Kayıplar konusunda yaptığı tek şey kayıplar meselesini kronikleştirmek, öldükleri saptanan kişilerin yakınlarının (eşleri, evlatları,ana ve babalarının) durumdan haberdar edilmelerini önlemekti. Gerçekten kimlerin halen kayıp olduğunun da öğrenilmesini engelledi. Sonra da Pan kıbrıs Kayıplar Komitesindeki görevinden,başkalarına da fırsat yaratıyor izlenimini vererek ayrılırken,aslında kendisinin bu işlerle ilgili başarısızlığını kamufle etmeye çalıştığını belirtmemiz yerinde olacaktır. 20.10.1994, Alithia'dan, (BYE) "LEANDROS VE GÖÇMENLER"
    Klerides Yönetiminin ulusal davamız ve insani konularda ne denli bir tutarsızlık içinde olduğunu anlayabilmesi için, Cumhurbaşkanının İnsani Meseleler Danışmanı Leandros ZAHARİADİS tarafından Rum Temsilciler Meclisinde Komitede yaptığı konuşmayı okuma veya dinlemesi yeterli olacaktır.
    Klerides Yönetimi Kıbrıs davası için Genel Kurula ve tüm diğer kurumlara başvurular yapma ve Türkiye'yi uzlaşmazlık ve İnsan haklarını ihlal etmekle kınama kararı verdiği zamanda, Leandros ZAHARİADİS, Meclisin Kayıplar ve Göçmenler Komitesinde bir konuşma yaparak Türklerin iyi niyetle davrandıklarını, her ikitarafın da yapıcı işbirliği sonucu kayıplar konusunda ilerleme kayde
    dildiğini söyliyebildi.
    Kıbrıs'a en düşman kişi dahi Türkiye ve Denktaş'ı, hem de kayıp Kişiler konusunda, iyi niyetle taltif etmezdi. Ama Türklerin iyi niyetini sadece Klerides'in danışmanı farketmiş oldu. Hem de kayıplar davasına verdiği zararın farkına dahi varmadan...Bu trajik aleni demeçten sonra, herhangi uluslararası kuruluşta hangi yabancı bir kimse Türklerin davranışlarını kınamak isteyecektir?
    Acaba Türkleri sorumluluktan kurtaran bu açıklamayı yaparken Zahariadis kendi politikasının başarılı olduğunu mu ima etmek istiyordu?
    Yoksa Tatar'la ılımlı görüşmeler ortamının bozulmamasına mı hizmet etmek istedi? Bizim bildiğimiz şey, Zahariadis'in Türk davasına, hem de en iyi şekilde hizmet ettiğidir. 10.12.1994, To Vima Tis Kipru, Kostakis Antoniyu imzalı yorumdan, (BYE)
    Kayıplar konusundaki bu bölümü kapatmadan önce yine Rum basınında darbe ile ilgili anılardan bir habere yer vermek istiyoruz. Bu haberden de görüleceği gibi, Kayıplar konusunda sorumlu olarak aranması gereken ilk yer Kıbrıs Rum kesimidir.
    "RUM DOKTORUN KORKUNÇ İTİRAFLARI"
    15 Temmuz 1974 Yunan askeri darbesi sırasında Lefkoşa Rum Genel Hastanesi'nde görevli olan Dr. Maria Habeşi Mihailidu, darbeden kısa bir süre sonra Rum Cumhurbaşkanlığı yanında serseri bir kurşunla ölen 8 yaşındaki bir Rum kızın, hastaneye götürülen, ilk ölü olduğunu anlattı.
    Hastanede görevli Cuntacı Denos isimli bir subayın, hastaneye taşınan Makarios yanlısı yararlılara müdahale edilmesini yasakladığını ve ellerinde iki tabanca bulunduğu halde sık sık "Bunlar köpektir, bırakın ölsünler, bunlara birşey vermeyin" diye bağırdığını ifade eden Mihalidu şunları söyledi:
    "Öldürmeler başlayınca ölüleri kamyonlarla taşıyorlardı. Duyduğumuza göre bütün ölüler hastaneye getirilmiyordu. Doğrudan mezarlıklara taşınanların sayısı büyüktür. Bazı bilgilere göre bunlar arasında yaralılar da vardı ve bunlar hastaneye getirilselerdi kurtarılma ihtimalleri olabilirdi. Hastaneye ölü getirilince, acaba bunlar arasında bir yakınımız var mı endişesiyle, hepimiz koşardık. Gerçekten bir çok kadın hastab
    akıcı ölüler arasında yakınlarını görmüşlerdi."
    O günlerde Rum hastanesinin baştan başa kan koktuğunu ve bir mezbahayı andırdığını anlatan Rum doktor, yaralı bir cuntacının son nefesini vermeden bile "Bana, kanını içmek için bir Makariosçu getirin" diye haykırdığını, Cunta yanlılarının Makariosçulara karşı nefretinin çok büyük olduğunu kaydetti.
    Hastanedeki durumun, bir yandan yaralılar, bir yandan Danos isimli subay ve adamlarının davranışları yüzünden korkunç olduğunu anlatan Mihailidu, bu durumun 20 Temmuz Cumartesi günü sabah 05.30'a kadar sürdüğünü ve "Maria Türkler geldi kalkınız" sözleriyle uyandığını söylüyor. Söylemekten utandığını, ancak bunu duyar duymaz yerinden fırladığını ve "Nihayet... Şimdi bunlara karşı kim gidecek?" sorusunu kendi kendine
    sorduğunu belirtti.
    Dr. Mihailidu, Türk harekatının başlaması ile sahte kahramanların ortadan yok olduklarını, hastahaneye çok sayıda yaralının geldiğini; yaralılar dışında, hastaneye gelen umutsuz, silahsız, aç susuz birçok Rum gencinin ise "Subaylarımız nerede! Sorumlularımız nerede! bizi niye Beşparmak'ta terkettiler!..."diye haykırdıklarını anlattı. 10.7.1994 tarihli Haravgi'den (BYE) (Madalyonun Rum Yüzü- Rum gözüyle Türk” adlı kitap çalışmasından derlenmiştir.

 







Yabancı gözüyle KKTC
Rumlara göre; Kıbrıs Sorunu
niçin 1974'te başlar?

!Devre tatil!
Ana sayfa

e@mail

 

15.11.1999