Make your own free website on Tripod.com

"Casusluk" Davası-4


ğEDİTÖRDEN
ğKIBRIS'TAN HABERLER
ğKIBRIS TÜRK ÜNİVERSİTELERİ
ğKİM KİMDİR ?
ğFİLATELİ
ğKİTAP
ğKIBRIS TÜRK MUTFAĞI
ğİLETİŞİM
ğASKER MEKTUBU
ğLİNKLER

 ANA SAYFA

e@mail

 Sayfa yenilemelerinden ve yeni başlıklardan haberdar olmak istiyorsanız e-mailinizi yazın.



    

Editör
Metin ÇETİN

webmaster&desing
Oğuz ÇETİN

 

“Olay Paşa konuştu”

KKTC’deki casusluk olayı soruşturması sonrası bazı kesimlerin tepkisini çeken Ada’nın Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Ali Nihat Özeyranlı ’Bunlar düşmandan gelse kahrolmazdım, bu kadar ağırıma gitmezdi. Ama dostlar olunca acıtıyor’ dedi.

İlk kez Pınar Türenç’e konuşan Şanlıurfa doğumlu Komutan Özeyranlı’yı en çok üzen ise Türk askerinin aylardır işgalci ve sömürgeci olarak tanıtılması. Kıbrıs kaynıyor. Daha doğrusu kaynamaya devam ediyor. Kimine göre, ‘‘Başarısız hükümet tıkandı. Kıbrıs'da deniz bitti. Son günlerde Kuzey Kıbrıs'da ayyuka çıkan ’’casusluk olayı'' bu tükenişin yüksek sesle cihana duyurulması.'' 200 bin nüfuslu adada, Cumhurbaşkanı ile anlaşamayan bir Başbakan. 6 bankanın batırılışıyla milyarlarca liralık mevduatın bir anda yok olması. Devlet kademelerinde dolaşan rüşvet söylentilerinin sokaktaki insanca artık vak-ai adiye olması, ekonomik hiçbir paketin kalkınma için üretilememesi, körüklenen Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımına neşter vurulamaması, Anavatan’ın yardımlarıyla yaşatılan binlerce insanın gelecek korkusu... Giderek politize edilen devlet kurumları... Yakıcı sıcak ve de AB yolunda ilerleyen Güney Kıbrıs gerçeği.

Ada Halkı tedirgin

Nicedir devam eden bu puslu hava içinde son yıllarda palazlanan Türkiye'ye karşı cepheleşme hareketi ise kimseyi harekete geçiremedi. 22 aydır Adanın Güvenlik Komutanı olarak görev yapan bir Tuğgeneralin patlayışı, sancılı Kıbrıs'ı Akdeniz’den Avrupa'ya taşırken tüm şimşekleri bir komutanın üstüne çekti. Krizin kısaca ‘casusluk’ olarak devam eden gelişmeleri Ada’daki herkesi tedirgin etti. Temmuz sıcağında Ercan Havaalanı’ndan yola çıktığımızdan itibaren ‘‘Nasılsınız? Haliniz nicedir?’’ diye dokunduğumuz herkesten bin ah işittik.

‘‘Kimseye inancımız kalmadı.’’ diye konuşan ada halkı, sözlerini nokta koymadan sürdürdü: ‘‘Seçimlerden yeni çıktık. Seçimin galibi yolsuzluklar oldu. Halka hizmet vermek için gelenler ceplerini karıları, kızları, koltuklarıyla doldurmaya devam ediyorlar. Bütün yatırımlar politikacı ailelelerine ait. Başbakan ile Cumhurbaşkanı zıtlar. Biz boşuna mı Beşparmak Dağları’nda çarpıştık, gazi olduk. Bankaları da devlet batırdı, adayı da onlar mahvetti. Halkta ne coşku ne heyecan kaldı. 20 yılda bu mu olmalıydı?’’ ‘‘Ya casusluk davası?’’ diye sorduğum adalılar, son günlerde bir bomba gibi patlayan casusluk olayı karşısında ‘‘demokrasi bu olmamalı’’ diye söze başladılar: ‘‘Aylardır Avrupa gazetesi Türkiye aleyhine yayın yapıyor. Basın ilkeleri hiçe sayılırken neden demokrasiyi hiçbir kurum hatırlamadı. Olayın şahsi davaya dönüşmesini hazmedemeyiz. Bize kimse zarar vermesin.’’

Paşa ilk kez konuştu

Gelişmelerden rahatsız olan halkın bu duygularını sorduğumuz ve tüm şimşekleri üstüne çeken GKK Tuğgeneral A.Nihat Özeyranlı ise, mahkemenin sonuçlanmasını beklerken konuşmak istemedi. Halkın tedirginliğini paylaşırken, 22 aydır görev yaptığı adadaki son ayında herkesi ayağa kaldıran olayın tarafı olmaktan sıkılmıştı.

Yanlış anlaşılmaktan üzgündü. ‘‘Ben, terfi döneminde başını giyotinin altına koyarak şahsi hareket edecek bir asker olabilir miyim. Lütfen herkes gerçekleri araştırsın.’’ diyordu. Adadaki ‘‘tuhaf olaylar’’ zincirinin son halkası olarak gösterilmekten belli ki sıkılmıştı. Aylardır askerler hakkında seviyesiz ve haksız yayın yapan gazetenin sahibi ve yazarı Şener Levent ve arkadaşlarıyla şahsi hiçbir ilişkisinin olmadığı açıktı. Peki, bu olayın dayanağı neydi? ‘‘Kıbrıslı Türkler yokediliyor. Kıbrıslı yurtseverlerin başını ezmek için TC. Genelkurmaylığı KKTC'de bir terör operasyonu başlattı. Avrupa'yı susturmak bahanesiyle casusluk masalı ile herkes tutuklanıyor. Güvenlik Kuvvetleri Komutanı'nın şerrinden kaçınız. Genelkurmay adada barışı dinamitliyor’’ şeklindeki yayınlar karşısında, Komutan Özeyranlı dayanamadı. O konuşunca adaya bomba düşmüş gibi oldu. Cumhurbaşkanı Denktaş, ‘‘Şerefli bir generali bu saldırılardan korumak görevimizdir. Suskun kalamayız. Kaldı ki casuslukla ilgili belge, bilgiler de vardır. Hiçbir şey henüz bitmedi, bekleyin, göreceksiniz’’ derken, Başbakan Derviş Eroğlu'nun olay karşısında suskun kalması dikkat çekiciydi.

Tehlikeli cepheleşme

‘‘Aylardır Türk Silahlı Kuvvetlerine, komutanına, askerine yayın yoluyla hakaret ediliyor. Türkiyeli ve Kıbrıslı diye Türkleri bölmek isterlerken, Rum kesimine belge ve bilgi sızdırdıklarını saptadık. Türk askerini ve Türkiye'yi hedef alan yayınlara devam ettiler. Türk askeri işgalci, sömürgeci olarak yayınlandı. Güneyden gelen talimatlarla hareket edildi’’ diyen Güvenlik Komutanı ise, adada dönüm noktası olacak olayın mahkemeye intikal ettiğini söylüyordu.

20 Temmuz Barış ve Ö zgürlük Bayramı’ndaki geçit resmini, askeri sevgiyle alkışlayan halkı yaşlı gözlerle izleyen Güvenlik Komutanı'nın belki de en ağırına giden, ‘‘Askere yapılan iftiralar karşısında isyan etmesine’’ bazı çevrelerin gösterdiği tepkiydi. Güvenlik Komutanına göre, ‘‘Kıbrıs'daki en büyük tehlike Rum'dan değil, Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımının körüklendiği siyasi cepheleşmeydi.’’

Komutanın bazı taşları yerinden oynatan tutumu, başta birtakım siyasileri isyan ettirdi. Başbakan Yardımcısı Mustafa Akıncı'nın, ‘‘Polis askere bağlı olamaz’’ çıkışı bardağı ta- şıran son damlaydı. Özeyranlı'nın buna yanıtı şöyle oldu: ‘‘Siz önce ekonomiyi çözün. Yanlış, ayrımcı popülist politikalarla toplum her sahada paramparça, yaralı, yorgun, yılgın, umutsuz. TMT ruhunu öldürdünüz, ateşi küllendirdiniz ama henüz sönmedi. Gelin ateşi canlandıralım. Bunu sağlarsanız bu toplum sizi de beni de şaşırtacak, fedakarlık gösterecek. Ama sizler anayasal çerçevede en baştan beri askere bağlı çalışan polisi, Anayasayı değiştirmek elinizdeyken şimdi gündeme getiriyorsunuz. Bu toplumla alay mı ediyorsunuz. Başarısızlığınıza kılıf mı arıyorsunuz? Yoksa kaçış için mi bahane arıyorsunuz? Yoksa açıklamadığınız bir başka amaç mı sivil otoriteye diye kendinize bağlayıp casinoları tam olarak kontrol altına mı almak istiyorsunuz? Evet polıs askere bağlıdır ama asker zaten sivil otoritenin emrindedir. Bana hangi gözlüğü taktığınızı söyleyin.’’

Beşparmak’ta söyleşi Kuzey Kıbrıs'ta sivil otoriteye bağlı olarak 22 aydır Güvenlik Kuvvetleri Komutanı olan Tuğgeneral A. Nihat Özeyranlı, adada taşları yerinden oynatan casusluk olayı ile ilgili yorum yapmak istemedi. Beşparmak Dağları'nın üstünde Kıbrıs'a dair Pınar Türenç'le söyleşirken, ‘‘Bu topraklar vatanımız. Ben Türküm. Tarihten gelen hakkımız var’’ dedi.

Ben Türküm burası da vatanım Komutan, elindeki belge ve bilgileri dava dosyasına hazırlarken Kıbrıs'da bazı oyunları bozduğunun farkındaydı. Ne var ki, Şanlıurfa'nın Siverek kazasında doğup büyümenin bedelini de öder gibiydi. 9 çocuklu bir Güneydoğulu ailenin sıradan çocukluğundan askeri okulların birincisi olup generalliğe yükselmişti. Kıbrıs gibi bir adanın Güvenlik Komutanı olarak dağ başında Rum sınırını bekleyen Mehmetçik'in rahatı için çabalarken, muhaliflerin ‘‘Sen Şanlıurfa'ya git’’ baskısıyla karşılaşmıştı.

Özeyranlı'nın yanıtı kısaydı: ‘‘Bunlar psikolojik harbin bir parçasıdır. Şanlıurfalı generalin burada ne işi var diyemeyiz. Türkler 430 yıldır bu toprakları korur. 26 yıldır şehitlerimiz için biz çarpıştık. Tarihten gelen hakkım var benim. Ben Türküm, burası da vatanım.’’ ‘‘İçten ve dıştan çok tepki aldınız. Demokrasi savaşını kaybettiniz mi yoksa?’’ diye sorduğumda, Komutan'ın yanıtı ilginçti: ‘‘Önemli olan harbi bütünüyle kazanmaktır. Cephelerdeki kayıplar muharebelerde önemli değildir. Devletin altının oyulduğu farkedilip gereken yapılıyor, hepsi bu. Görmezden gelemezdik. Yoksa başımı bu giyotinin altına koyar mıydım? bu görevleri Kıbrıs, vatan için yapıyorum. Hiçbirini alıp Şanlıurfa'ya götürmeyeceğim.’’ ‘‘Aldığınız tepki ağrınıza gitmiyor mu?’’ ‘‘Eğer düşmandan görüyorsam hayır. Ama karşımdaki dostlarsa, acıtıyor.’

Editörün yorumu

Kıbrıs konusunda çok acı gelişmeler yaşanıyor. KKTC’nde Türkiye aleyhinde ciddi bir kampanya yürütülüyor ve işin kötüsü, Türkiye’nin Türk yetkililerin üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi….

KKTC’nde kötü yönetimin faturası Türkiye’ye çıkartılıyor. Kıbrıslılar kendi kendilerini idare edemiyormuş, Türkiye her şeye müdahale ediyormuş gibi bir hava var… Kıbrıs Türk Halkının yüzde 1’inin oyunu alanların başlattığı provakasyonlar halkı Türkiye yanlısı- Türkiye karşıtı gibi ikiye bölmüş durumda… Türkiye’ye gönülden bağlı insanlar bile yaratılan ortamda ağzını açamaz hale gelmiş….

Nerede ise yarıya yakını memur haline getirilmiş Kıbrıs Türkü’nün maaşı bile Türkiye’den gelen paralarla ödendiği halde, Türkiye’nin Kıbrıs Türkü’ne yardım etmediği gibi bir hava var….

KKTC Yönetimi Ekonomik Önlemler Paketi hazırlayacak ve yapısal sorunları çözecek ama onun sorumluluğunu bile almaktan kaçınıyor. Popülist yaklaşımlar (halk dalkavukluğu) sonucu meclis basılmış, ortalık dağıtılmış kimin umurunda; Cumhurbaşkanı ile Başbakan yıllardan beri kavgali kimin umurunda; memurlar maaşlarını alamaz hale gelmiş kimin umurunda; Kıbrıs Türkü inanılmaz bir vurdumduymazlıkla karşı karşıya sorunları giderek artmış ama Kıbrısta hiç kimse sorumluluklarına sahip çıkmak istemiyor…. Türkiye, her fırsatta “şamaroğlanı gibi” suçlanır hale gelmiş ama yetkililerden tıs yok ve konuşmak zorunda kalan Güvenlik Kuvvetleri Komutanı suçlanır hale gelmiş.

Bütün bu gelişmelerin sonunda varılacak yer çok vahim…. Kıbrıs Türkü’nün garantörü Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Türkü’nce istenmeyen ülke haline gelirse “garantörlük” kavramının bir anlamı kalmayacak

Kıbrıs Türkü’nün istemediği bir ülkenin “ben ille de garantör kalacağım, garantör olacağım” demesi daha da anlamsız

Bütün bunlardan daha vahimi; Türkiye’de kamuoyu Kıbrıs Türklerinin aleyhine oluşmaya başladı. Türk basınında çıkan yorumlar bir süre sonra, Kıbrıs’I “milli dava” olmaktan çıkaracak ve (Temel’in sen beni tanimayisen ben seni hiç tanimayrum dediği gibi) “madem ki Kıbrıs Türkleri bizi istemiyor bırakın Rumlarla ne halleri varsa görsünler” deme noktasına gelecek…

O zaman sormak istiyorum Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri, Avrupa Birliği’ne giriş için Kıbrıs Türklerini gözden mi çıkardı. Eğer öyle ise “olaylar tam planlandığı gibi gelişiyor” deyip sevinebiliriz. Yok Kıbrıs hala milli dava ise bir an önce silkinip üzerimizdeki ölü toprağını atalım ve olaylara seyirci kalmaktan vazgeçelim.

Türkiye’siz bir Kıbrıs düşünülemiyorsa gereğini yapalım… Gereği sadece Kıbrıs Türkü’nün parasal ihtiyaçlarını karşılamak değil… Para ver sustur politikası ile bugünlere geldik, bundan daha kötüsünü görmeyelim

19.09.2000

Yukarı

Ana Sayfa